Biz bu davada delil arayacak kadar saf değiliz.
Savcı Şerif Budak (1)
Bu sözler 1938 yılında Savcı Şerif Budak tarafından söylense de geçmişten bugüne yapılan siyasi yargılamaların temel özelliği ve temel bakış açısıdır.
Siyasi davalarda verilecek karar için delil önemli değildir. Siyasi davalarda hiçbir delil olmasa da, var olan deliller çürütülse de kararlar siyasal iktidarın ihtiyacına göre çıkar. Yargılamadaki delillerin hepsi çürütülse bile belirleyici olan hukuki durum değil, siyasi tarafların güçlerinin durumu ve iktidara sahip kesimin politik kararıdır. İktidarın kararı, güçler dengesi siyasi davalarda mahkemelerin kararlarında temel ölçü ve kriterlerdir.
Siyasi davalarda baştan hedeflenen, belirlenen kararın çıkmasını değiştirecek faktör yargılanan kesimin, kişilerin siyasal iktidara karşı gücünün ne kadar olduğu veya siyasi iktidarın gücünün zayıflamasıdır. Siyasal iktidarın gücünü halkın direnişi veya oligarşi içi-iktidar içi çatışmalar ortadan kaldırır veya azaltır. Siyasal iktidar yıkılır/değişirse davaları seyri değişir. Güç dengelerindeki değişim siyasal iktidarın politik hedeflerinin yönünü belirler ve bu durum siyasi davaların sonucunu değiştirir.
Siyasi davalarda delillerin tartışıldığı yargılamalar olmaz mı? Olur elbet! Ama bu davalar istisnadır. Bu davalar siyasal iktidarın bizzat takip ettiği dosyalar olmazsa yargılamayı yapan mahkeme heyetine inisiyatif bırakılıp hakimlerin hukuku uygulama kaygısı varsa, siyasal iktidarın baskıya çok ihtiyacı olan bir zaman değilse, politik durum uygunsa gibi çeşitli durumlar mevcutsa delillerin tartışıldığı davalar istisna olsa da olabilir. Bu istisnalar yargının temel bakış açısını değiştirmez.
Bizim ÇHD-HHB davası, Kobani davası gibi direkt iktidar partisinin talimatla yönettiği davalarda delillerin belirleyici olmama kuralının hiç istisnası yoktur. Siyasi iktidar ne istiyorsa o yönde karar alınması temel olandır. Gerisi teferruattır!
Bize ceza verilen yargılamalarda temel delil Belçika-Hollanda belgesi denilen dijitallerden çıktığı söylenen bilgisayar çıktısı/fotokopilerdi. Dijital kayıtlar olmadan 10 yıl yargılandık. Sadece fotokopilerle tutuklandık. Aslı olmayan dijitaller delil oldu. Emniyet defalarca dijitallerin kayıtlarının olmadığını yazıyla bildirdi. Buna rağmen tutuklandık. 10 yılın sonunda mahkeme dijital kayıtları bulduk dedi. Dijitaller incelenmek için Adli Tıp’a gönderildi. Bizimle ilgili olduğu söylenen belgeler, bulduk denilen dijitaller çıkmadı. Adli Tıp ayrıca bir CD’nin sonradan oluşturulduğunu belirledi. Kısaca 10 yıl boyunca dijital kayıtlardan alındığı söylenen fotokopilerle tutuklandık. 10 yıl boyunca aslı olmayan delille tutuklanabildik. Sonrasında mahkeme 10 yıl sonra dijitallerin aslını buldu. Bulunduğu söylenen dijitallerde bizimle ilgili belgelerin olmadığı Adli Tıpça belirlendi. Değişen bir şey olmadı. Yine de en üstten ceza aldık.
Yine FETÖ’cülerin yargılanıp/ceza aldığı bir davada FETÖ üyesi polis ve savcıların bizim ceza aldığımız dosya için nasıl delil ürettikleri mahkeme kararıyla tespit edildi. Bu yargılamada FETÖ’cülerin bize ceza verilen dosyada delilleri nasıl sahte olarak ürettikleri itirafları da mevcuttu.
Yargılamada tüm deliller çürütüldüğü halde bize en yüksek cezalar verildi.
Yargının siyasi davalardaki bakış açısını, ceza hukuku yaklaşımını Joseph Gobbels Temmuz 1942’de şöyle özetlemiştir:
“Yargıç karar verirken yasadan ziyade suçlunun yok edilmesi fikrinden hareket etmelidir… Yargıcın sanığın suçluluğuna ikna edilmesi gerektiği fikri tamamen terk edilmelidir… Kişi(yargıç) hukuktan değil, insanın yok edilmesi gerektiği kararından yola çıkmalıdır.”
Buna göre iktidar açısından iyi bir hakim; zamanın ruhuna uyan kararlar veren, zamanın talebini anlayan, iktidarın niyetini-ihtiyacını anlayan, mevcut kanunları iktidarın ihtiyacına göre yorumlayan, talimatı uygulayan, talimat olmasa da iktidar “ne derdi” diye düşünen hakimdir/savcıdır. Bunları gözeten hakim/savcı meslekte sürekli yükseltilerek iktidar tarafından ödüllendirilir. Her meslekte olduğu gibi hakim/savcılıkta da yükselme yolunu görüp uygulayan hakimler/savcılar mesleklerinin üst makamlarına çıkmak için birbiriyle rekabet edecektir. Bu rekabetin sonucu “iktidara en iyi hizmet edenlerin” rekabeti olacağından iktidar hakimiyeti yargı üzerinde her geçen gün artacaktır. Rekabet gücün istediği bir durumdur. Hakimler/savcılar nasıl iktidarın aparatı olur meselesi geniş bir yazı konusu olduğundan bu kadar değinmekle yetineyim.
İktidarın yargı üzerindeki hakimiyetini yok etmek için teorik-pratik önermeler uygulansa bile bu hiçbir zaman mümkün olmaz. Nedeni ise yargı erki egemen olan sınıfın egemenliğine dayanır. Yasama, yürütme ve yargının ayrı, bağımsız kurumlar olması hiçbir zaman tam anlamıyla mümkün değildir. Temel belirleyici olan gücün kimin elinde olduğudur. Yürütme bunlar içinde gücü en çok elinde bulundurandır. Bu yüzden yürütmenin hakimiyeti temel olandır. Yürütme izin verdiği ölçüde yargı bağımsız hareket edebilir. Ülkelerin yönetim biçimine göre güçler taraflar arasında dağıtılır. Faşizm yönetim biçiminde yürütme esas güçtür. Faşizm hukuku uygulanır. Yazımızın temeli bu konu olmadığı için genel bir değinmenin ardından bu konuyu kapatayım.
Konumuza dönersem siyasi davalarda hakimler Gobbels’in bakış açısına sahiptir. Zamanın ruhuna göre karar verebilen hakim makbul hakimdir. Siyasi davalarda zaman yani hangi zamanda yargılandığınız önemlidir. Hakimler zamanın ruhuna göre tutuklayabilir, ceza verebilir, beraat ettirebilir.
Bize ceza verilen davada 2013 yılında ben ve birkaç arkadaş firariydik. Av. Selçuk Kozağaçlı gözaltı kararının öğrenince gözaltına alınacağını bilerek Suriye’den Türkiye’ye isteyerek döndü. Av.Selçuk Kozağaçlı bizzat Türkiye’ye kendisi geldiği halde tutuklanırken, tutukluluk devam kararı verilirken “kaçma şüphesi” bulunması gerekçesiyle tutuklama hükümleri kuruldu. Ben ve birkaç arkadaş 2013 yılında firariydik ve 14 ay teslim olmadık. 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde FETÖ-AKP arasında çatışma büyüdü. Yargıdaki bu çatışma sonucunda AKP kendini kurtarabilmek için yargı politikasını değiştirdi. İstanbul 18.Ağır Ceza Mahkemesi biz firari sanıkların yüzünü bile görmeden, duruşma bile açmadan, gıyabımızda “kaçma şüphesi yok” diye bizler hakkındaki yakalama kararlarını ortadan kaldırdı. Ayrıca bir duruşma önce tutuklu arkadaşları serbest bırakmayan mahkeme bu sefer ara kararla “kaçma şüphesi yok” diyerek tutuklu arkadaşların tutukluk kararını kaldırdı. Aynı mahkeme 8 yıl tutuksuz yargılama yaptığı halde, 37. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyasıyla kendi dosyası birleşince aynı delillerle, aynı kişileri “kaçma şüphesi var” diyerek tekrar tutukladı, tutuklamanın devamı kararı verdi. Zamanın ruhuna göre hareket etti hakimler! Yarın hava değişsin aynı hakimler bizlere beraat kararı bile verirler.
Zamanın ruhunu anlayan hakimler olmaz mı? Olur elbet. Neticede hakimlerin zamanın ruhunu her zaman anlaması çeşitli nedenlerle mümkün olmayabilir. Bu durum istisna olandır. Hakimler zamanın ruhuna aykırı karar verince ne olur? Hakimler yerinden olur. Yeni hakim istenen kararı verir. Eğer hakim yerinden alınamıyorsa. Farklı yöntemlerle kararın uygulanması engellenir. Neticede istenen sonuç bir yolla elde edilir. Hakimleri etkisiz hale getirmekte yaratıcı yöntemleri çoktur siyasal iktidarların!
(1)Nazım Hikmet, Kemal Tahir ve Hikmet Kıvılcımlı’nın yargılandığı davaların savcısı.